Profesyonellik vs Duygusallık


Konumuz iş hayatında duygularımızın yeri...

Mülakat tecrübesi yüksek arkadaşlar mutlaka şu soru ile karşılaşmışlardır: "Peki, bizlere kuvvetli ve zayıf yönlerinizi sayabilir misiniz?".

Duygusalım...

İş dünyasında duygusal olmak kuvvetli bir yön mü yoksa tam tersi zayıf ve geliştirilmesi gereken bir yön mü? Sanırım bunun genel geçer bir cevabı yok, değerlendiricinin bakış açısına kalan bir nokta.


Bana kalırsa ayarında bir duygusallık lazım. En azından empati yapabilmeli insan iş hayatında. Aşırı duygusallık ve tersi aşırı duygusallıktan uzaklık da göze batacak ve sizleri olumsuz etkileyecek davranışlar bana göre.

Peki duygusallık sizlere ne kazandırır, ne kaybettirir?

Kişisel bir kaç örnek vermek istiyorum bu konuda.

Birinci örneğim ilk iş yerimden. Bundan yaklaşık 3.5 yıl önce Türkiye'nin en büyük bankalarından birinde işe başlamıştım ve askere gitmeden önce 21 ay çalıştım. İşe başlamadan önce yine bir başka bankadan da teklif almak üzereydim ve onların teklifini duymadan buraya EVET dediğim için, sonrasında HAYIR diyemem AYIP OLUR diye düşündüğüm için kararımdan vazgeçmedim.

Tabiki kararırım arkasında durmamın tek nedeni bu değildi. Bana vaat edilen iş tanımı, bitirme tezim üzerine bir projede yer alacak olmam, kurumsallık olarak iki bankanın da birbirine yakın olduklarını düşünmem ve birlikte çalışacağım yöneticimin mülakatta bana daha samimi gelmesi tercihimin A bankasından yana olmasını sağladı.

Bu 21 aylık süreç içinde B bankasını değerlendirmeyip A bankasında çalıştığım için maddi olarak ciddi kayıplara uğradım. Aşağı yukarı %30-35 daha fazla kazanabilirdim ki işe yeni başlayan birisi için böyle bir fark istanbul gibi bir şehirde ciddi bir rahatlamaya yol açabilirdi.

Peki A bankasından neden ayrıldım? Öncelikli olarak kafamdaki düşünce yüksek lisansımı bitirdiğim gibi askere gitmekti, yüksek lisans derslerimi bitirip tez aşamasına geldiğim zaman işe başlamıştım ve işle beraber tezi de götürürüm sıkıntı olmaz diye düşünmüştüm. İşte bu noktada işin içine girmeden yanıldığımı fark ettim. Hafta içi yoğun bir şekilde çalıştığınız zaman eve gittiğinizde tez yazmaya vaktiniz olmazken hafta sonları ise hem sosyal çevrenizle birşeyler yapmak istediğiniz hem de hafta içinin yorgunluğu atmak istediğiniz için konsantre olup tezin başına oturup yazamıyorsunuz.

Nihayetinde 2 dönemde yazmam gereken tez 4. ve son döneme sarkınca ve ekonomik olarak tatmin olmadığım askere gidip geldikten sonra başka bir sektörde ve/veya şirkette çalışmak istediğim için istifa ederek A bankasından ayrıldım. Ayrılma kararımı yöneticilerimle paylaştığım zaman beni vazgeçirmek için bayağı bir uğraştılar, "Biz senden memnunuz. Askerlik için acele etme, doktora yap. İleride senin için güzel şeyler düşünüyoruz" vs tarzında söylemler duydum. Ama kararımı vermiştim ve ayrılacağımı askere gideceğimi söyledim.

Bu noktada duygusal davranarak hata yaptığım bir konu "askerlik dönüşü gelecek misin" sorusuna "doğrusunu söylemek gerekirse sektör değiştirmek istiyorum" diye cevap vermemdi. Askerden sonra dönmez bu adam diye baktıkları için son aylarımda elimdeki tüm önemli projelerden alındım, günlük önemsiz işlere baktım. Hatta ve hatta fotokopi çekmek, toplantısı odası ayarlamak, gelen misafirleri karşılamak gibi ofisboy muamelesi gördüm. Ama herhangi bir tepki vermedim bu işleri yaparken.

Askerlik sonrası ne yazık ki herkesi vuran küresel ekonomik kriz beni de buldu, ve yaklaşık 5.5 ay işsiz gezdikten, sayısız başvuru, onlarca mülakat vs yaptıktan sonra A bankasından en son aldığım ücretten daha düşük bir maaşa EVET diyerek SAP danışmanlığı alanında bir firmada işe başladım.

Bu kararı alırken duygusallığı bir kenara bıraktım. Amacım kendimi finanse ederken bir yandan da iş aramaya devam etmekti ki zaten bu işi kabul ederken cevap beklediğim 3-4 farklı yer vardı. Ama elimde kesin olan bir teklif vardı ve kaybetmek istemedim. Bu hareketi kendimce profesyonellik olarak tanımlıyorum.

İşe başladığımın ilk haftasından itibaren yaklaşık 10 civarında mülakata çeşitli bahaneler bularak gittim. Ve ikinci ayın ortalarında nihayet daha öncesinde mayıs ayında ilk görüşmemi yaptığım içerideki arkadaşımdan olumlu olduğunu öğrendiğim ama kadro sıkıntısı nedeniyle geri dönüş alamadığım şimdiki iş yerimden yeni bir görüşmeye çağırdılar. Yöneticimle, genel müdürümüzle ve en son insan kaynakları ile görüşmelerim sonucunda 2. maaşımı aldıktan 1 hafta sonra SAP danışmanlığı maceram sona erdi. Ayrılık aşamasındaki konuşmalar her ne kadar profesyonel davranmaya çalışsam da beni içten içe üzdü. Ama sonuçta yapmam gerekeni ve doğru olanı yaptım.

Kesinlikle istediğim bir şirkete ve pozisyona geçiş yaptım. Bunun yanı sıra Junior SAP danışmanı olarak aldığım maaşın yaklaşık olarak %70 i daha yüksek bir aylık ücrete imza attım. Altı ayımı geride bıraktığım şu günlerde çok şükür mutlu ve huzurluyum ve beklediğimi bulmuş durumdayım.

Şimdilerde A bankasına benimle beraber giren arkadaşlarımın yaklaşık olarak 3.5 yıllık tecrübeleri var A bankasında, ve saçma sapan insan kaynakları politikaları nedeniyle 2 istisna harici hicbirisi yönetici pozisyonuna yükselemedi. Bunun yanında bu insanlarla aynı yıl mezun olan ama 2 sene X bankasında çalışıp 2 yıl sonra A bankasına transferle gelen adamlar şu an yöneticiler ve arkadaşlarımla aynı işi yapıp arkadaşlarımdan yaklaşık olarak 2 kat fazla maaş alıyorlar...

Bu yazıyı bir arkadaşımın iş arama sürecinde bana söylediği bir sözle noktalarken sizlerin de yorumlarını beklediğimi belirtmek istiyorum.

"Acıma, acınacak hale düşersin".

0 comments: