Garantili Kariyer...

Bugün Garanti Bankası müfettiş yardımcılığı sınavı vardı. Saat 9.15 ile 16.00 arasında yapılan bu sınava ben de katıldım...

Saat 8.40 gibi Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş kampüsündeydim. İğne atsan yere düşmez sözünün doğrulandığı yer burasıydı. İnanılmaz bir kalabalık, bir kuyruk. Otobüsten indiğim andan sınav yerine gidene kadar yollar karınca sürüsü gibi bu sınava giren insanlar ile doluydu. İnsanlar bir umut kuyruğuna girmişlerdi. Sanırım bin kişiden fazla kişi vardı bu sınava giren. Ha bu sınavın aynı bir de Ankara'da yapılıyor varın siz düşünün artık katılan kişi sayısını. Garanti Bankası bu sene 15 müfettiş yardımcısı alacakmış. Ülkemizde görmeye alışık olduğumuz bir sahne idi aslında. 10 kişi alacak bir yere binlerce kişinin başvurduğu ülkemde böylesi prestijli bir iş için bu kadar katılımın olmasına da çok şaşırmamak lazım.

Gelelim sınava... Bizi denilen saatte 9.15 de almasalarda 9.22 de içeri alındık. Meğerse sınav 10 daymış. Neyse çok mühim bir hadise değil. Önce zihinsel beceri testi ardından yabancı dil sınavı sonrasında bir öğle arası ve akabinde asıl sınav bilim testi... Sınavdan çıktığımda öğrencilikten ne kadar uzaklaştığımı farkettim. Zira hadi ilk iki sınav birşey değildi de bilim sınavı kısmında kafam allak bullak olmuştu. Rahat yaparım diye düşündüğüm Matematik İstatistik bölümünde türev integral sorularını görmek ve onları çözmeye çalışmak yormuştu beni. Diğer bölümler için zaten söyleyecek çok birşeyim yok. İşletme pazarlama, ekonomi testlerini cevaplamıştım. Bu sınav gerçekten de öyle rastgele girilmeyecek bir sınavmış. Öncesinde oturup biraz bakmak lazımmış :)

Sınav işe alım sürecinin ilk adımı idi. Bundan sonraki süreç mayıs ayının on sekizinin başladığı hafta devam edecek. Kalan sağlar bizimdir düşüncesi ile sınavı geçenler bu işe girmek için çalışmaya devam edecekler... Bakalım biz ne yapacağız... Sınavı geçersem - geçerim diye düşünüyorum ya bakalım- bundan sonraki süreci de buradan anlatmaya devam edeceğim.

Mahalle Maçı

Çocukluğumuzun değişmez eğlencelerinden biridir mahalle maçları... Mahallenin en iyi oynayan ağabeyleri ile yan mahalle arasında kıyasıya bir maç yapılır... O takımlarda en iyi oynayan bir çocuk olur her zaman. O çocuk takımın herşeyidir. Maçı genelde bu "tek adamlar" kazandırır. Maçın kahramanı olurlar...

Bu maçın kahramanları bazen olur ya anneleri tarafından çağrılırlar ya da başka bir şey olur ve bir maçta yer alamazlar... İşte mahalle maçlarının en güzel yanı budur. Mahalle maçları her zaman kendi kahramanlarını keşfeder... O, takımın herşeyi olan çocuk yerini zoraki olarak bir başkasına bırakır ve eğer şans ondan yana değilse artık takımdaki yerini kaybeder ve kenarda oturup beklemeye başlar. Bu bekleyiş sancılıdır, umutsuzdur ve acı verir...

İş dünyası da mahalle gibidir ve etrafta sayılamayacak kadar mahalle vardır... Her mahallenin de bir takımı vardır... Bu benzetme bana ait değil aslında. Yine benim gibi iş arayan arkadaşım Aragorn anlatmıştı bunu bana. Bir arkadaşı Aragorn' a şöyle demiş:
"Abi, siz mahallenin iyi topçularısınız ama işte şu an oynayanlar bir ara vermiş durumdular...Siz tam da maç arasında geldiniz..." Haklılık payı yok mu ? Var, hem de çok var...

Evet, bizler şimdilik kenarda bekleyen çocuklar gibiyiz... Şansımızı zorluyoruz, bekliyoruz bakalım fırsat bize ne zaman geçecek... Ama işte o top oynamayı bekleyen çocukların bekleyişi gibidir bekleyişimiz....

Sancılı, umutsuz ve acı verici....





Bir Boğaziçi Treni Yolculuğu

Kara tren geçikir belki hiç gelmez,
Dağlarda salınır da derdimi bilmez.

Bu türküyü bilmeyen yoktur sanırım. Türküden midir yoksa demir yollarının yıllarca arka planda kalmasından mıdır bilinmez benim zihnimde de "Tren" denildiği zaman rötar yapan, yavaş giden ve gürültülü bir ortamda seyahat edeceğim bir yolculuk gelirdi hep. Ta ki bir ramazan bayramı dönüşü normalde mola ile beraber 5.5 saatte gittiğim Eskişehir-Harem arasını 9 saatte anca gidince otobüsle, bundan sonra trenle gideceğim dedim kendi kendime.

Kardeşimin de tavsiyesiyle Başkent Expressi ile gittim bir sonraki yolculuğumda ve tam 4 saate Haydarpaşaya indim. Hem de wireless internet ve tekli koltuk rahatı ile üstüne üstelik otobüs bilet parasının yarı fiyatına.

O gün bugündür treni tercih ediyorum ve zaman zaman küçük rötarlar dışında sıkıntı da yaşamadım. Bu yazıya konu olan durumu ise en son Haydarpaşa - Eskişehir seferimde yaşadım. Her zaman ki gibi TCCD' nin web sitesinden biletimi aldım. Bu sefer Boğaziçi Treni'ni tercih ettim saatinden dolayı ve Başkent Expressinden de 5 TL daha ucuz olduğu için, malum krizdeyiz ve masraflarımızı her türlü kısıyoruz. Sehayat saatinden yarım saat önce haydarpaşadaydım e-bilet makinası bana biletimi vermedi. Ben de gişeye gittim biletimi almak için; fakat gişeden de biletimi veremediler. Biletiniz sistemde gözükmüyor uyarısı veriyordu. Beni Gar Rezervasyon Müdürlüğü'ne yönlendirdiler.

Gidip görevli ile konuştuğum zaman benim biletimin olduğu 5. vagonun seferden iptal edildiği için biletimi alamadığımı; ama ben ve benim gibi mağdur olacak kişiler için 4. vagonda yer ayrıldığını öğrendim. Neden olarak da işçilerin grevde olduğunu ve vagonun çıkmadığını söylediler.

Bu noktada aklıma bir diğer neden geliyor, acaba vagon kendisini kurtaracak kadar dolmamış mıydı? Özellikle hava yolu şirketlerinin kullandıkları bir Yield Management sistemi acaba TCDD'de kullanılıyor mu? Sonuçta bir vagon daha eklemek ve bu vagonun boş gitmesi demek mutlaka bir maliyet yükleyecek sefere bu noktada hassas hesaplamalar yapmak lazım.

Rezervasyon sistemi bence optimize edilebilir sabit bir vagon sayısı girilir mesela 5 yerine 4 sabitlenir sonrasında rezervasyon sistemi vagonları doldurarak bilet vermeye devam eder, 4 vagonda dolduktan sonra sefere kalan saat hesaplanır ve buna göre vagon ekleme kararı verilerek sisteme o sefer için yeni bilgi girilir. Bunu kodlamak ve uygulamak çok da zor olmasa gerek diye düşünüyorum.

Bitirirken Eskişehir - İstanbul hattı ile ilgili bazı bilgiler verelim:

Otobüs Firmaları: İsmail Ayaz, Buzlu Turizm, Ulusoy
Otobüs Bileti Fiyatı : 30 TL

Trenler: Kalkış Varış Fiyat
Başkent Expresi 12:55 - 16:50 20.00
Boğaziçi Treni 11:40 - 16:45 15.25
Eskişehir Expresi 08:42 - 12:32 20.00
Cumhuriyet Expresi 16:45 - 20:42 20.00

Tercih size kalmış...

İş Ararken-3

Bundan önceki yazımda bir ilan görmüştük kafamıza uyan ve ona başvurmuştuk hatta akabinde başvuru yapma hastalığına tutulup önümüze gelen ilana bile başvurmuş olabiliriz... Başvurduğumuz firmalar da nezaketen bir mesaj ile geri döneceklerini söylemiştlerdi. Bundan sonrasında da olaylar şöyle gelişiyor...

Adamlar açık sözlü döneceğiz diyorlar, zaman vermiyorlar ki bir ara akıllarına gelirseniz dönerler, ya da aman canım sizle mi uğraşacaklar bekleyin işte... Sonra günler geçmeye başlar siz artık beklemekten sıkılmaya başlarsınız...Pazar günleri gelsin de bir gazete alayım bir de oradan takip edeyim dersiniz. Oradaki süreçte bir hayli sıkıntılıdır. Onu da sonra anlatırım....Günler haftalar ve hatta aylar geçer, siz evde oturmaktan, internet başında koltuğa yapışmaktan o kadar sıkılmışsınızdır ve üstüne üstlük yaptığınız başvurular üç haneli sayılara varmasına rağmen hala bir haber yoktur o zaman aklınıza can sıkıcı sorular gelmeye başlar ? Hafiften isyankar dalgalar yüreğinizde kabarmaya başlar. Allah Allah, işsiz mi kalacaz acaba demeye de başlarsınız. Başvurduğunuz ilanlar yayından kalkar, yenileri gelir onlara başvurayım dersiniz o da ne bir uyarı yazısı çıkar karşınıza... “ Bu ilana hede höde tarihinde başvurmuştunuz.” der... Hatta bir ara öyle bir başvurma krizine tutulmuş bile olabilirsiniz ki artık hangi ilana başvurduğunuzu bile unutmuş olabilirsiniz. İlana başvurduğunuzda karşınıza çıkan bu ilan ile karşı karşıya kalabilirsiniz... Evet ciddi söylüyorum bu krize yakalanmış arkadaşlarım var, yok değil....

Bir gün telefonunuz çalar? Kim bu diye bakarsınız, ya özel numara ya da tanımadığınız bir numaradır açarsınız. Aa o da ne bir firmanın insan kaynaklarından bir yetkili... Heyecan yapmayın durun dinleyin bakalım kimmiş neymiş... Size kısaca işten bahseder ve görüşme için randevulaşma süreci başlar. Bu noktada birkaç ayrı senaryo olabilir. Mesela sizin hiç başvurmadığınız bir ilan için sizi aramışlardır. Üzülmeyin canım bu da Bir şey bakın demek ki arayan sizi bulabiliyormuş... Sonra başvurduğunuz ilan için arayabilirler ki bu güzel bir şeydir. Bunlardan başka bir de sizinle önce telefonda mülakat yapmak isteyebilirler olmaz illa yüz yüze görüşeceğiz diye ısrar etmeyin yapın mülakatınızı... Bu mülakatta maaş beklentiniz sorulabilir buna açık yüreklilikle cevap verin, adamlar sizi ikinci kez aradıklarında en azından beklentilerinizden haberdar olan kişilerle görüşmeye gidersiniz. Bundan sonraki adım artık görüşmedir. İşe adım atmadan biraz önceki birkaç adımdan en önemlisi... Mülakatlar üzerine yazılmış binlerce yaşanmış anlatılmış şey vardır. Hatta mülakatta yapmanız gerekenler, yapmamanız gerekenler, 5 altın anahtar, 7 gümüş anahtar, 10 adımlı merdiven falan gibi böyle illa rakamlı makamlı isimlere sahip yazılmış onlarca da kitap vardır... İşte o süreç başlar... Bu mülakat ile ilgili başka bir zamanda biraz daha ayrıntılı yazmak isterim... Mülakatlarda amaç iki tarafın birbirini tanımasıdır. Evet deyin bakalım sizi neden alsınlar işe... Bu soru merkezinden geçen görüşmeler silsilesinde siz o işe ne kadar uygun olduğunuzu anlatırken bir yandan da bir sinir harbi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Ah az daha unutuyordum bu mülakatlardan önce küçük bir adım daha vardır. Her yerde bu böyle midir bilmiyorum ama genellikle gördüğüm o ki gittiğiniz yerde elinize bir form tuttururlar. Buyrun doldurun bunu derler. Evet taaa en başa dönmüş gibi hissedebilirsiniz kendinizi, siz bu bilgileri daha önceden zaten sitelere üye olurken doldurmuştunuz, hatta ve hatta bu bilgiler sizi görüşmeye çağıranlarda da vardır ama olsun siz işkenceye biraz daha maruz kalın, doldurun aynı bilgileri... Bakalım oraya yazdıklarınızla buraya yazdıklarınız aynı mı değil mi ama ?

Mülakatlar yapılır zaman ayırdığınız için teşekkür edilir sonra tekrar bekleme başlar, belki aynı yere bir iki kere daha gidersiniz ki bu iyi bir şeydir, işe girmeye az kalmıştır biraz daha sabredin... Sabreden derviş muradına erer miymiş bunun cevabını öğrenir misiniz bilmiyorum ama bu süreç böyle bir kısır döngü gibi devam eder durur. Hatta öyleleri vardır ki artık görüşmeye gitmek neredeyse mesleği olmuştur, oradan buraya buradan şuraya koşturur dururlar. O görüşme senin bu görüşme benim bir hayatın içine girer, kendilerini kaybederler... Öyleleri sıkmasın sizin canınızı... Siz bekleyin.... Dönecekler size....