iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlk Telefon Mülakatı

Onuncu kattaki evimin balkonunda oturmuş iş güç ve bir yandan da yaklaşmakta olan tez teslim tarihini düşünüp sıkıntılara gark olmakta iken içeriden bir ses duyuyorum.... Cep telefonum çalıyor. İçeri girip telefonu açıyorum. Bir bayan sesi ama ne dediğini duyamıyorum. Sonra söylediklerinden kariyer.neti çekip alıyorum ve bir an da heyecanlanıyorum. Aa, bu bir iş görüşmesi diyorum kendi kendime... Sonra nereden aradığını soruyorum. Aldığım cevap beni daha bir heyecanlandırıyor.Zira bu gerçekten çalışmak istediğim bir firma ve ilgimi çeken bir ilanı....

Karşı tarafın ilk sorusu başvurduğum pozisyonu hatırlayıp hatırlamadığım ki çok güzel bir soru. Acaba aday pozisyona bilerek isteyerek mi başvurmuş; yoksa önüne gelen her ilana mı başvuruyor. Daha başlangıçta böyle güzel bir soru ile başlamak açıkçası hoşuma gidiyor. Sonra sorular gelmeye devam ediyor. Sorulara cevap verirken bir yandan da aslında öğrenmek istediklerini kafamdan geçiriyorum.

  • İlanımız size hitap ediyor muydu ? İçeriği tam olarak ilginizi çekti mi ?
Aday ilanı incelemiş mi? Yoksa sadece firma adına mı bakmış. Acaba gerçekten bu pozisyonun ona uygun olduğuna inanıyor mu ? Bu işi yapabileceğine inanıyor mu ?
  • Önceki firmada şu pozisyondaymışsınız. Ne yapıyordunuz anlatabilir misiniz ?
Önceki iş deneyimi, yaptıkları, sorumlulukları buraya başvurmasında bir sebep mi ? Yoksa yeni bir denemede mi bulunmak istiyor. Acaba bu pozisyon gerçekten adaya uygun mu ?
  • Daha önce bir grup yönettiniz mi ?
Bu pozisyon liderlik becerisi gerektiren bir pozisyon. Aday bu yetkinliğe sahip mi ?
  • İngilizceniz nasıl ? Görüşmeye İngilizce devam edebilir miyiz ?
Aday İngilizce bildiğini söylüyor. Bakalım ne kadar biliyor?
  • 3 ve 5 sene sonraki hedefleriniz nelerdir ?
Aday kendine bir yol haritası çizmiş mi ? Yoksa rüzgar ne taraftan eserse o tarafa mı gitmeye meyilli ?

Ve bunun gibi devam eden başka sorular.... Sonrasında eğer olumlu olursa telefonla arayacaklarını söyleyip kapatıyor telefonu. Ondan sonra keşkelenmeye başladım. Ah keşke böyle deseydim. Önce şunu deseydim de sonra bunu ekleseydim gibi bir sürü keşke sıralanıyor.

Va daha da kötüsü insan umutlanıyor. Umutlanmak kötü müdür ? Hayır değildir ama hani aramasalar niye aramadılar diye hayıflanmıyor insan. Şimdi ise acaba olacak mı arayacaklar mı ? Yoksa beğenmediler kafadan elendim mi gibi bir sürü soru geliyor akla ve bu kötü oluyor işte....

Ararlar diye düşünüyorum. Belki erken ama hatta çalışmaya başladığımı düşünüyorum... Düşüncesi bile güzel.... Ben artık çalışmak istiyorum....

Çalışmak çalışmak çalışmak...

Not: Kariyer.Netten de hani ümidimi kesmiştim. Buradan kimseyi aramıyorlar sanırım diye düşünmeye başlamıştım ki yanlış düşündüğüm ispatlanmış oldu...

İş Ararken-3

Bundan önceki yazımda bir ilan görmüştük kafamıza uyan ve ona başvurmuştuk hatta akabinde başvuru yapma hastalığına tutulup önümüze gelen ilana bile başvurmuş olabiliriz... Başvurduğumuz firmalar da nezaketen bir mesaj ile geri döneceklerini söylemiştlerdi. Bundan sonrasında da olaylar şöyle gelişiyor...

Adamlar açık sözlü döneceğiz diyorlar, zaman vermiyorlar ki bir ara akıllarına gelirseniz dönerler, ya da aman canım sizle mi uğraşacaklar bekleyin işte... Sonra günler geçmeye başlar siz artık beklemekten sıkılmaya başlarsınız...Pazar günleri gelsin de bir gazete alayım bir de oradan takip edeyim dersiniz. Oradaki süreçte bir hayli sıkıntılıdır. Onu da sonra anlatırım....Günler haftalar ve hatta aylar geçer, siz evde oturmaktan, internet başında koltuğa yapışmaktan o kadar sıkılmışsınızdır ve üstüne üstlük yaptığınız başvurular üç haneli sayılara varmasına rağmen hala bir haber yoktur o zaman aklınıza can sıkıcı sorular gelmeye başlar ? Hafiften isyankar dalgalar yüreğinizde kabarmaya başlar. Allah Allah, işsiz mi kalacaz acaba demeye de başlarsınız. Başvurduğunuz ilanlar yayından kalkar, yenileri gelir onlara başvurayım dersiniz o da ne bir uyarı yazısı çıkar karşınıza... “ Bu ilana hede höde tarihinde başvurmuştunuz.” der... Hatta bir ara öyle bir başvurma krizine tutulmuş bile olabilirsiniz ki artık hangi ilana başvurduğunuzu bile unutmuş olabilirsiniz. İlana başvurduğunuzda karşınıza çıkan bu ilan ile karşı karşıya kalabilirsiniz... Evet ciddi söylüyorum bu krize yakalanmış arkadaşlarım var, yok değil....

Bir gün telefonunuz çalar? Kim bu diye bakarsınız, ya özel numara ya da tanımadığınız bir numaradır açarsınız. Aa o da ne bir firmanın insan kaynaklarından bir yetkili... Heyecan yapmayın durun dinleyin bakalım kimmiş neymiş... Size kısaca işten bahseder ve görüşme için randevulaşma süreci başlar. Bu noktada birkaç ayrı senaryo olabilir. Mesela sizin hiç başvurmadığınız bir ilan için sizi aramışlardır. Üzülmeyin canım bu da Bir şey bakın demek ki arayan sizi bulabiliyormuş... Sonra başvurduğunuz ilan için arayabilirler ki bu güzel bir şeydir. Bunlardan başka bir de sizinle önce telefonda mülakat yapmak isteyebilirler olmaz illa yüz yüze görüşeceğiz diye ısrar etmeyin yapın mülakatınızı... Bu mülakatta maaş beklentiniz sorulabilir buna açık yüreklilikle cevap verin, adamlar sizi ikinci kez aradıklarında en azından beklentilerinizden haberdar olan kişilerle görüşmeye gidersiniz. Bundan sonraki adım artık görüşmedir. İşe adım atmadan biraz önceki birkaç adımdan en önemlisi... Mülakatlar üzerine yazılmış binlerce yaşanmış anlatılmış şey vardır. Hatta mülakatta yapmanız gerekenler, yapmamanız gerekenler, 5 altın anahtar, 7 gümüş anahtar, 10 adımlı merdiven falan gibi böyle illa rakamlı makamlı isimlere sahip yazılmış onlarca da kitap vardır... İşte o süreç başlar... Bu mülakat ile ilgili başka bir zamanda biraz daha ayrıntılı yazmak isterim... Mülakatlarda amaç iki tarafın birbirini tanımasıdır. Evet deyin bakalım sizi neden alsınlar işe... Bu soru merkezinden geçen görüşmeler silsilesinde siz o işe ne kadar uygun olduğunuzu anlatırken bir yandan da bir sinir harbi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Ah az daha unutuyordum bu mülakatlardan önce küçük bir adım daha vardır. Her yerde bu böyle midir bilmiyorum ama genellikle gördüğüm o ki gittiğiniz yerde elinize bir form tuttururlar. Buyrun doldurun bunu derler. Evet taaa en başa dönmüş gibi hissedebilirsiniz kendinizi, siz bu bilgileri daha önceden zaten sitelere üye olurken doldurmuştunuz, hatta ve hatta bu bilgiler sizi görüşmeye çağıranlarda da vardır ama olsun siz işkenceye biraz daha maruz kalın, doldurun aynı bilgileri... Bakalım oraya yazdıklarınızla buraya yazdıklarınız aynı mı değil mi ama ?

Mülakatlar yapılır zaman ayırdığınız için teşekkür edilir sonra tekrar bekleme başlar, belki aynı yere bir iki kere daha gidersiniz ki bu iyi bir şeydir, işe girmeye az kalmıştır biraz daha sabredin... Sabreden derviş muradına erer miymiş bunun cevabını öğrenir misiniz bilmiyorum ama bu süreç böyle bir kısır döngü gibi devam eder durur. Hatta öyleleri vardır ki artık görüşmeye gitmek neredeyse mesleği olmuştur, oradan buraya buradan şuraya koşturur dururlar. O görüşme senin bu görüşme benim bir hayatın içine girer, kendilerini kaybederler... Öyleleri sıkmasın sizin canınızı... Siz bekleyin.... Dönecekler size....

Ben Nasıl Büyük Adam Olucam ?

Pinhani'nin söylediği, sözleri itibari ile şu anki halet-i ruhiyemi son derece yakından anlatan bir şarkı var:

Ben nasıl büyük adam olucam.... Bu şarkıda şöyle diyor Pinhani

Görmezdim önümü görmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim adımı bilmezdim aradım her şehirde aradım
koştum dere tepe aştım dolaştım

kimin uğruna , ne uğruna

Herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

sevmezdim okulu sevmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim oyunu bilmezdim denedim her şekilde denedim
denemekle olmadı zaten yenildim

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

ben nası büyük adam olucam....

İnsan ister istemez bu soruyu soruyor kendine. Hele hele bir de şuandaki gibi bir kriz içinde iş arıyorsa... Krizden sebep firmalar alım yapmaktan korkarken ya da yok pahasına eleman çalıştırma derdine düşmüşlerken biz nasıl büyük adam olucaz ? Düşününce hayatımın 18 senesi okuyarak geçmiş ki bu da şu anki ömrümün üçte ikisi ediyor...

Herkes köşesini kapmışken bizler ne yapacağız ? Yani köşe kapmaktan bihaber ortalıkta kalmış bizler... Krizin ortasında kalmış bizler ? Bizlere fırsat ne zaman verilecek acaba ? Talih ne zaman bizden yana olacak bize gülecek ? Evet, yazarken farkındayım aslında biraz Küçük Emrahvari bir üslup kullandım... Bizim hiç fırsatımız olmadı amca der gibiyim... Canım hafiften sıkılmaya başladı, ondan sanırım....

Bir yandan da yeise kapılmadan daha bir kendime güvenerek " Bu da geçer elbet" demek istiyorum. Zira emekler zayi olmaz diye inandım hep ve umarım bu inancımda yanılmayacağım... Biz başarmak zorundayız... Krizler her zaman gelecek geçecektir. Şu an sadece biraz şanssızız ki yanlış zamanda yanlış yerde bulunduk.... Örneğin askere şimdi gidiyor olmak gerekiyordu ki biz tam da krizin göbeğine düştük askerlik sonrası.... Yine de yılmamak lazım... Zafere çiçekli yollardan gidilmiyor en azından ben çiçekli yollardan gidecek kadar hiçbir zaman şanslı olmadım. O yüzden şimdi de çok şaşırmıyorum bu duruma.... Elbet başarılı olacağız ve başarılı olduğumuzda bulunduğumuz noktaya tırnaklarımızla gelmiş olacağız. İşte bu, başarımızı daha anlamlı daha kalıcı yapacaktır....

Neden Mühendis Oldumki

Arkama dönüp bakıyorum... Çocukluğumdan buyana harcadığım emeklere ve ailemin harcadığı maddi manevi emeklere. Neydi bu emekler. İlkokulda çok iyi hatırlıyorum öğretmenimin anneme bu çocuğu dersaneye gönderin siz göndermezseniz ben göndericem deyişini. Dershaneye gidişimi anadolu lisesi sınavına girişimi. 7 yıl anadolu lisesinde okumamı. Girelim de nasıl olsa bitiririz diyerek girdiğimiz üniversite yıllarını.

Sonuç ne peki nerde olmam yada olmamız gerekiyor. Bukadar yıl öğrencilik yaptıktan sonra ne koşullarda nekadar maaş almamız gerekli. Kendimiz bir değer biçemiyoruz genelde ben bu birikimle şukadar almam gerekli diyemiyoruz. Peki piyasanın bize biçtiği değer... İyimser rakamlarla okul bitince 1500-2000 tl aralığında maaş alıyor mühendisler. İş tecrübeli mühendislerin ortalama maaşı 5000 tl civarında. Peki bu maaşlar yeterli mi sizce yada sizi nekadar tatmin edecek.

İstanbulda üniversite okumanın ortalama aylık bedeli herşey(harçlar, kitaplar,kalacak yer, vs) dahil 1000 tl dır. senelik 9 ay üzerinden 9000 tl. 5 senede 45000 tl. Üniversite öncesinde dersanelere özel öğretmenlere ve eğitime yapılan diğer yatırımlar 100000 tl diyelim. 150000 civarı bir parayı eğitime yatırmışız. Şimdi düşünüyorum 150000 ile kötü bir market açsam ayda 3-4 bin kazanırım. O kadar ki okula harcanan zamanı söylemiyorum bile.

Geçen bir inşaat mühendisi arkadaş ile konuşuyorum. Neden okuduk bukadar bizde hiç akıl yokmuş gibi şeyler söylüyor ve ekliyor keşke tıp veya hukuk olsaydık belki emeklerimizin karşılığını alabilirdik. Yurtdışında çalışmış 2000 dolar civarında maaşlar kazanıyor 2 senede 30000 para biriktirmiş yemeden içmeden yaşamadan. Önümüzdekiler bunlar daha fazlası değil. Devlet kadrosunda çalışıp 2000 tl maaş almak için sınava giren girecek olan mühendislerde var. Bukadar çaba bukadar zeki olmanın karşılığı bu malesef.

İş aramanın zorlu stresli dönemlerini geçtik işi bulduktan sonra elde edeceğiniz kazanımların size yetip yetmiyeceği. Genelde de yetmez birikim yapamazsınız kolay kolay birde istanbul gibi pahalı bir şehirde yaşıyorsanız vah halinize.

Bu kısır memuriyet gibi yapılan mühendislikten kurtulmanın yollarından biri kendi şirketini kurmaktır. Bunun için gerekli olan en önemli şey ise sermaye. Ailenizden bu sermayeyi bulmaya çalışırsınız bulamazsanız 1-2 sene çalışayım ondan sonra gireyim bu işe dersiniz. Bu iki sene içinde anneniz size evlenebileceğiniz kızların isimlerini söylemeye başlar, evlenmeyi kafanıza sokmaya çalışır. Evlenirseniz eğer memuriyete ömür boyu devam. Evlenmediğinizi varsayalım 1-2 sene çalışmakla aklınızda kurmayı tasarladığınız şirketin biriktirdiğiniz para ile kuramıyacağınız gerçeğini anlarsınız. Kısır döngüden yine çıkamadık :).

Bu düşünceler dönüyor çoğu mezun olmuş mühendisin kafasında. Gerçekten hayat bu kadar karamsar olmak zorunda mı. Hayır elbette değil ancak bunları düşünmeden de yapamıyoruz. Artık özlemle andığımız lisedeki sorumsuz aynı zamanda sorunsuz günlerimizi özlüyoruz. Hayatın gerçekleri canımızı acıtıyor.

Çok paralar kazanmak istiyorsanız ve gerçekten mühendisliğin hakkını vermek istiyorsanız kesinlikle memur da olsanız biryerlerde iyi maaşlar da kazanıyorsanız gözünüzün açık olması gerek. Zamanı geldiğinde kendi işinizi kurmak için en iyi fırsatlar elinize geçtiğinde o işe atılmak için cesaretli olun...

İş Ararken....


Başlığından da anlaşılacağı üzere her Türk gencinin başına gelen o malum olay ile ben de karşı karşıyayım….

Türkiye’de kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak adına 2 maceraperest arkadaşı ile iş kuran ve çetin şartların karşısında üç senecik direnebilmiş ben de iş arıyorum… 2005 temmuzunda başlayan kendi işimin patronu maceram 2008 martında son bulmuştu….(Bu tarafı es geçiyorum belki başka bir yazımda bunun üzerine daha çok eğilirim…) Derken nisanda askerlik gibi bu kez de her Türk erkeğinin karşılaştığı bir durumla karşılaştım…. Yedek subay olarak bir yıl vatani görevimi yaptıktan sonra (askerlik konusunu da es geçiyorum bu konu üzerine bir cümle demem yeterli sanırım…. Yaptım bitti gitti…) kimilerin yüzdelerle ifade ettiği kimilerininse bol sıfırlı rakamlarla dikkat çekmeye çalıştığı bir ordunun neferi oldum…. İşsizler ordusunun…. Biraz trajedi yapıyorum galiba melankolik damarım mı tuttu nedir….Neyse…Esasında kendimi bu ordunun bir elemanı olarak hiç görmedim hala da görmüyorum yani en azından görmemeye çalışıyorum…Ha hayat illa kabul etmem konusunda ısrar ederse de yapacak bir şey yok tabi… Şimdi ben bu yazıyı yazmaya bodoslama girdim bir plan program yapmaksızın ve dolayısıyla herşeyi bir anda yazmak istiyorum…. Sanki böyle tabiri caizse içimdekileri kusmak istiyorum ama yok yok bunları bir sıraya koymalı… Sıradan başlayarak anlatmalı bu kısmı ki okuyanlar da ne yazmış ne saçmalamış bu adam demesin… Okuyanlar demişken bu yazıyı kim ya da kimler okur ? Hmm, bunu düşünmedim açıkçası ama ben bloguma koyarım… Ah doğru ya blogum da uçmuştu… Hay Allah… Ah blogspot ah… neyse demek ki önce bir blog açacağız ondan sonra bunu yazacağız oraya… Sonra mı ? Sonrası Allah kerim canım…. Şişeye mesaj yazıp okyanusa salan ümit dolu (!) insan misali benim de durumum işte. Gördüğünüz üzere işte ordan buraya daldan dala atlıyorum Türkiye’nin sevgili kaynanası Sevda Hanım’ın dediği gibi…. Daldan dala daldan dala….